|
Meselelerin Devlete Bağlılıkla
Çözümü
Bu noktaya kadar ele aldıklarımız, bizlere iki önemli sonuç
gösterdi:
1. Bir milletin varlığı ve bekası için, güçlü bir devlete
sahip olması zorunludur.
2. Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milleti'nin yararını gözeten,
milletin refahının, güvenliğinin ve geleceğinin yegane teminatı
olan bir devlettir.
Dolayısıyla, önceden de belirttiğimiz gibi, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti'ni korumak, devlete sahip çıkmak her Türk vatandaşının
öncelikli görevidir. Hiçbir Türk vatandaşı, devlet kurumlarına
zarar verecek, bu kurumların işleyişini aksatacak ya da devletin
temel değerlerini yıpratacak bir faaliyet içine kesinlikle
girmemelidir. Milli görevimiz, her zaman için devletin yanında
olmaktır. Bunun aksinde faaliyet gösteren bir insan, kendi
oturduğu bir apartmanın temellerini baltalayan bir kişi gibi,
kendi varlığına ve geleceğine zarar vermiş olur.
Bazı kimselerin bu gerçeği kavrayamayarak devlete karşı tavır
almalarının ve "devlet aleyhtarı" bir tutum benimsemelerinin
nedeni ise, çoğu zaman devlet ile hükümet arasındaki farkı
gözardı etmesidir.
HÜKÜMETLE DEVLETİ AYIRT ETMEK
Devletin üç temel gücünden biri, yürütmedir. Yürütme gücü,
yani kanunları uygulama ve ülkeyi idare etme görevi, Anayasamız'a
göre Bakanlar Kurulu ya da bir başka deyişle hükümet tarafından
kullanılır. Hükümetler, Cumhurbaşkanı tarafından TBMM üyeleri
arasından seçilen Başbakan tarafından kurulur. Temayülleruyarınca,
genellikle genel seçimde en çok oyu alan siyasi partinin genel
başkanı Başbakan olarak atanmaktadır. Hükümet üyeleri ise,
ya tamamen aynı siyasi partinin milletvekillerinden oluşmakta,
ya da bir koalisyon hükümeti durumunda hükümete katılan partiler
arasında bölüşülmektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Hükümet geçicidir.
Seçimle işbaşına gelir, icraat yapar. Ülkeyi iyi de yönetebilir,
kötü de. Eğer kötü yönetirse, bir sonraki seçimle iş başından
uzaklaşacaktır. İktidarda kaldığı sürece hükümet eleştirilecek,
hatalarının üzerine gidilecektir. Belki bakanların bir kısmı
görevlerini başarıyla yürütürken, diğerleri aynı sonucu elde
edemeyecektir. Bu nedenle hükümetin içinde zaman zaman değişiklikler
olacak, bazı bakanlar görevden alınırken yerlerine yeni siyasetçiler
atanacaktır.
Özetle, hükümet devlet gibi kalıcı ve kaim bir kurum değildir.
Silahlı Kuvvetler gibi, adli sistem gibi, bürokrasi gibi,
mutlaka korunması ve desteklenmesi gereken bir yapı değildir.
Herkes devlete sahip çıkmakla yükümlüdür, ama hükümet eleştirilebilir,
değişmesi talep edilebilir.
Ancak kimi zaman bu ayrım gözardı edilmekte ve hükümetlere
yöneltilen eleştiriler, doğrudan devlete yönelik suçlamalar
haline getirilmektedir. Çoğu kimsenin "devlet aleyhtarı"
bir psikolojiye girmesine, bu türde gösterilere katılmasına
neden olan etken, aslında hükümet uygulamalarına duyduğu tepkiyi,
doğrudan devlet kurumuna yöneltmesidir.
Bu yanlış mantığın örnekleri, devletin bir başka kurumunda
yaşanan yanlışlıklar ya da yolsuzluklar üzerine de ortaya
çıkabilir. Örneğin bürokrasinin belirli bir organında yapılan
bir haksızlık ya da yolsuzluk, bazı insanlarda "devlete
tepki" şeklinde yankı uyandırmaktadır. Oysa devlet kurumlarına
yönelecek her türlü eleştirinin yapıcı olması gerekir.
Her Türk vatandaşı şöyle düşünmelidir: "Devlet bizim
devletimizdir, bizim varlığımızın ve geleceğimizin teminatıdır.
Devletin kurumlarındaki her türlü yanlış ve aksaklıkları el
birliği ile düzeltmemiz, tamir etmemiz gerekir."
FARKLI SİYASAL GÖRÜŞLERİN DEVLETE BAĞLILIKTA BİRLEŞMESİ
Demokratik bir toplumda, ülke meselelerinin çözümü için herkesin
ve her grubun farklı fikirleri olabilir. Örneğin kimisi serbest
piyasa ekonomisini savunur, bir başkası karma ekonominin yararlı
olacağını düşünür.Benzer şekilde, dış politikadan ülkenin
bayındırlık meselelerine kadar her konuda farklı görüşler
olabilir. Dünya görüşü yönünden de toplumun bir kısmı daha
muhafazakar, bir kısmı daha liberal olacaktır. Ama önemli
olan tüm bu farklı siyasi ve kültürel akımların, devlete bağlılık
konusunda ortak bir tavır göstermeleridir.
Çünkü tüm bu gruplar, Türkiye Cumhuriyeti'nin unsurlarıdır
ve ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü olduğu sürece,
bağımsız bir millet olarak yaşama şansına sahiptirler. Kendi
aralarında siyasi mücadeleler yürütebilir, farklı partiler
kurabilirler. Ama hepsi devlete sadakat, devletin ve devletin
kurumlarının korunması konusunda aynı duyarlılıkta olmalıdır.
Eğer bir siyasi grup bu temel ilkeyi terk eder ve devlete
karşı tavır almaya başlarsa, işte buna izin verilemez. Nitekim
Türkiye'nin tarihinde böyle denemeler olmuştur. Bir kısım
gruplar, Sovyetler Birliği'nin ya da Komünist Çin'in güdümüne
girerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı mücadele etmeye
yeltenmişlerdir. "Beşinci kol" olarak faaliyet göstermiş,
Kızıl Ordu'nun Afganistan işgalini alkışlayan Babrak Karmal
hükümetine özenmişlerdir. Ancak tarih, bu gibi hareketlerin
her zaman için hüsranla sona erdiğini göstermektedir.
Bu gibi "beşinci kol" hareketleri, özel zamanlara
ait ve nadir görülen hareketlerdir. Dolayısıyla asıl önemli
olan tehlike, bazı siyasi hareketlerin, devletin bazı kurumlarını
eleştirmekle başlayan bir süreç sonunda "devlet aleyhtarı"
bir siyasi çizgi benimsemeleridir. Bunun son derece yanlış
olacağı açıktır. Türkiye toprakları üzerinde gelişen her türlü
siyasi hareket, mutlaka devletine bağlılığı temel bir prensip
olarak benimsemeli ve bu prensibe göre faaliyet göstermelidir.
SORUNLARIN DEVLETLE UZLAŞARAK ÇÖZÜMÜ

60'lı yıllarda hem ülkemiz hem
de diğer ülkeler çeşitli sol eylemlerle çalkalanmıştır.
Bu da tüm dünyayı etkileyen bir istikrarsızlık döneminin
yaşanmasına sebep olmuştur.
|
Devletin toplumun genel yararı için izlediği politikalar,
kimi zaman toplumdaki bazı grupları rahatsız edebilir. Bunlar,
kendilerinin devletin politikaları nedeniyle mağdur edildiğini
düşünebilirler. Ama bu gibi durumlarda çözüm, devletle çatışmak,
sokaklara dökülerek devleti protesto etmeye kalkmak, hatta
devletin güvenlik güçlerine karşı eyleme girişmek değildir.
Çözüm, sorunların ve taleplerin devlete bildirilmesi ve devletle
birlikte çözüm yolları aranmasıdır.
Devletin güçlü bir otoriteye
sahip olmadığı ülkelerde her türlü terör ey-lemleri,
kargaşa ve kaos yaşanması olağandır.
|
Nitekim devletin bu gibi talep ve sorunları çözüme kavuşturacak
mekanizmaları vardır. Devletimiz, başta komünist rejimler
olmak üzere birtakım baskıcı devletlerde olduğu gibi, toplumun
taleplerini dinlemeyen bir kurum değildir. Aksine, devlet;
adalet sistemiyle, parlamentosuyla, bürokratik sistemiyle
toplumun taleplerini karşılamaya yönelik bir yapıdadır. İsteyen
herkes tek bir dilekçeyle devletin kurumlarına başvurabilir
ve yardım isteyebilir. İsteyen her sivil kuruluş, meclisteki
parlamenterler aracılığıyla, taleplerini TBMM gündemine taşıyabilir.
Hatta isteyen herkes, devletten izin almak kaydıyla, yürüyüş,
gösteri gibi demokratik tepkilerini ifade edebilir.
Kaldı ki, Türk-Osmanlı kültüründe, devlet, vatandaşlarının
taleplerini her zaman için önemsemiştir. Osmanlı döneminde
padişahlar "ayak divanı" denen kabul günlerinde,
sade vatandaşları kabul etmişler ve dertlerini dinlemişlerdir.
Cumhuriyetimiz de aynı güzel geleneği devam ettirmekte ve
vatandaşlarının taleplerine kulak vermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da bu hususları gözönünde
bulundurmalı ve her türlü sorun ve şikayetlerini, devletle
çatışarak değil, devletin resmi mercilerine müracaat ederek
ve uzlaşma yoluyla çözmeye çalışmalıdır. Aksi bir tavır, bu
tavrı gösteren kimseye bir yarar sağlamayacağı gibi, toplumumuza
da sadece huzursuzluk ve tedirginlik verir.
DEVLETE KARŞI İSYANKAR DAVRANIŞLARIN SONU
Ülkemizin bölünmez bütünlüğüne
karşı girişilen en büyük terör hareketinin başı olan
APO'nun ele geçirilmesiyle, örgütün gücü büyük ölçüde
azaltılmıştır. PKK'ya karşı kazanılan başarılar devlete
isyankar bir tavır takınan kişilere ders olmuştur.
|
Devlete karşı isyankar davranmanın yanlış bir yol olduğunu
görmek için, tarihe bakmak yeterlidir. Tarih, bu yolu seçenlerin
hepsinin sonunda hüsrana uğradıklarını göstermektedir.
Türkiye'nin devlet geleneği, Osmanlı İmparatorluğu'na kadar
uzanır. Osmanlı İmparatorluğu, bilindiği gibi Cebel-i Tarık'tan
Yemen'e kadar uzanan dev bir coğrafyayı yüzyıllar boyu adalet
ve istikrar içinde yöneten güçlü bir devlet sistemi kurmuştur.
Bu sisteme karşı çeşitli nedenlerle isyan edenler ise, her
zaman için hüsrana uğramışlardır. İmparatorluğun çöküş dönemi
sayılmazsa, 17. yüzyıldan itibaren başta Celali İsyanları
olmak üzere her türlü iç ayaklanmanın, ayaklananlara sadece
yıkım getirdiği görülebilir. Bu isyanlar, çoğu zaman Anadolu'daki
birtakım menfaat çevreleri tarafından kışkırtılmış, ancak
hiçbir zaman hiçbir başarı elde edememiştir.
Şanlı Türk Ordusu, her zaman
ülkeyi bölmek isteyenlere karşı cansiperane ve büyük
bir fedakarlıkla mücadele etmiştir ve etmeye de devam
edecektir. Devletimiz'in üniter yapısına, bölünmez bütünlüğüne
kalkan bütün eller, Türk Ordusu tarafından indirilecektir.
|
Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde de yine sonu hüsranla biten
isyanlar vardır. 1920'li ve 30'lu yıllarda, özellikle Güneydoğu
bölgesinde birçok isyan hareketi yaşanmış, ancak hepsi hüsranla
bitmiştir. Bu isyanları gerçekleştirenler, doğal olarak devletin
sert önlemler almasına neden olmuş ve böylece hem kendilerine
hem de çevrelerine büyük zararlar vermişlerdir. Ülkemiz 1960'lı
yıllardan itibaren de Marksist ideolojiye kapılan bazı sol
örgütlerin isyan girişimlerine sahne olmuştur. "Devrim"
hayallerine kapılan bazı gençler, ellerine silah alıp dağa
çıkmış ve kendilerince devletin düzenini değiştirebileceklerini
sanmışlardır. Devletimiz elbette bu gibi anarşi girişimlerine
taviz vermemiş ve söz kousu eylemleri örgütleyenler cezalandırılmışlardır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yönelik hiçbir isyan ve terör
hareketinin asla başarıya ulaşamayacağını ve Devletimiz'in
bu gibi girişimleri her ne olursa olsun bertaraf edeceğini
gösteren en önemli örnek ise, bölücü terör örgütü PKK'nın
uğradığı hezimettir. Bilindiği gibi PKK, 1984 yılından itibaren
Türkiye'nin Güneydoğusu'nda ayrı bir devlet kurma hayaline
dayalı bir terör kampanyası başlatmıştır. Binlerce polis ve
askerimizi şehit etmiş, on binlerce vatandaşımızın ölümüne
neden olmuştur. PKK tüm bu terör eylemleri için çok ciddi
bir dış destek de görmüş, bazı ülkeler bu örgüte para, silah
ve lojistik imkan sağlamıştır. Ancak tüm bu çabalar yine de
netice vermemiş, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere,
Devletimiz'in ilgili kurumları terör örgütünü çökertmiştir.
PKK'nın lider kadrosunun da ele geçirilmesinin ardından, örgütün
askeri gücü büyük ölçüde yok olmuştur.
Tüm bunlar, devlete karşı isyankar bir tavır takınan herkese
ders olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü bir devlettir
ve devleti hedef alan hiçbir hareket başarıya ulaşamaz. Bölücü
ideolojiler tarafından beyni yıkanan ve devleti yıkmak, parçalamak
ya da ele geçirmek gibi ham hayallere kapılanların, bu açık
gerçek üzerinde düşünmeleri ve içine girdikleri yolun çıkmaz
bir yol olduğunu görmeleri gereklidir. Aksi takdirde o çıkmaz
yol, Devletimiz'e hiçbir zarar veremeyecek, ancak kendilerini
helaka sürükleyecektir.
|